Altın çağımı yaşıyorum

“Beş yıl boyunca çok emek verdim, dolu dolu çalıştım, merdiveni tırmanarak çıktım ve hızlı, güçlü bir geri dönüş aldım. Şu anda gerçekten kendimi altın çağımı yaşıyormuş gibi hissediyorum” diyen Demet Özdemir’in büyüyüşüne, olgunlaşmasına, değişimine, dönüşümüne ve hikayesine yakından tanık olmak istedik.

Küçük bir kasabanın sınırlı gibi görünen ama aslında, özellikle de manen, sonsuz geniş hayat standardına sahip şartlarında, hem erkek hem kız çocuğu gibi sokaklarda oynayarak büyüyen, eve giriş saatini bile kendi belirleyecek şansta olup çocukluğunun tadını doyasıya çıkaran, her gün başka bir meslekte uyanan küçük bir kızdı ve bir gün kendini herkesin sevdiği, gençlerin örnek aldığı, tüm ülkenin tanıdığı genç ve güzel bir kadın olarak buldu. Bir film olarak izlesek, filmin sonu rüya ya da hayal mi acaba diye düşünebileceğimiz detay elbette çok hikayede. Ancak o, şans rüzgarını da arkasına alıp bu hayal dünyaya tüm gerçekliğiyle kavuşmayı başarmış.

O kız çocuğu, çocukluğuyla ünlü olması arasında geçen zamanda elbette boşlukta değildi; dolu dolu çıktı merdivenleri. Dansçılık ile başladığı kariyeri şimdi giydiği ‘ünlü üniforması’ ile resmiyet kazanalı ve gönülleri fethedeli de epey oldu.

Şimdi sezon onun sezonu. Moda olan o. Ne yaparsa takip edilen, nerede oynasa izlenen, peşinden koşulan, beğenilen, trend olan... Kendi deyimiyle ise altın çağını yaşayan...

Hayatın sizi bir gün bu noktaya getireceği hayalleriniz dahilinde miydi?
Sahnede olmak, televizyonda olmak, oyunculuk yapıyor olmak benim hayalimdi evet. Ama net bir şekilde şu an olduğum yerde olacağımı tahmin edemezdim tabii. Benim için sürprizlerle doluydu bu yolculuk. İnsanların, küçük çocukların beni bu kadar seveceğini, ablası gibi görüp rol model olarak belirleyebileceklerini tahmin etmezdim. O kadar iddialı değildi hayallerim ama bu durumdan dolayı da çok mutluyum.

Şans bu işin neresinde duruyor?
Şansın elbette çok önemli olduğunu düşünüyorum bu noktada. Ama bir de şu var; hayalini kurduğun şeylerin peşinden disiplinle gitmek gerektiğini düşünürüm. Oyunculuksa hayalim, eğitim almam gerekiyordu benim; bu konuda, bu süreçte çok disiplinliydim. Tiyatro eğitimim iki yıl sürdü ve ben bu süreçte hiç dışarıda vakit geçirmedim, hep derslere odaklıydım, hep ilgim oradaydı. Hayal kurmanın çok etkisi var, şansın etkisi var ve bir de çok çalışmanın, istediğin şeye odaklanmanın çok etkisi olduğunu düşünüyorum başarıda.

Yaptığınız meslek size tam olarak ne ifade ediyor?
Benim için büyük bir özgürlük alanı diyebilirim. Çünkü her işte her projede başka birini canlandırabiliyorsun. Buna kafa yorduğunda kendinde keşfetmediğin özelliklerini tanımaya başlıyorsun; hem içine dönüyorsun hem dışarıya kendini sergilemiş oluyorsun. Bu durum bence insanı gerçekten özgürleştiren, algılarını açan bir durum. Yine bu konuda da çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

Dansın o büyüleyici havasıyla oyunculuğun büyüleyici ama yorucu temposu arasındaki geçiş sizin için kolay oldu mu?
Dans eğlenceli bir sektör gibi görünüyor ama aslında oyunculuk kadar olmasa da çok mesai isteyen bir meslek olduğu da aşikar. 3.5 dakikalık bir şarkı için bir hafta boyunca koreografi çalışıyorduk mesela. Bu durumun da oldukça disiplin gerektiren bir yoğunluğu var. Oyunculuk kadar değil tabii ama ikisi de çok emek verilmesi gereken dallar.

Oyunculukla beraber kendinize dair yaptığınız en büyük keşif ne oldu?
Ben hep kendimi sabırsız biri olarak görürdüm ama oyunculukla beraber ne kadar sabırlı olduğumu keşfettim. Burada hem karakteri aramakla ilgili sabırdan bahsediyorum hem de sette harcanan sabırdan... Ve ortaya çıkan o andan keyif almayı öğrendim. Bir de, çok içime atan biriydim, daha açık olmayı, pozitif şeyleri de negatif şeyleri de daha çabuk dile getirebilmeyi öğrendim. Oyunculuk aslında bana çok şey öğretti.

Canlandırdığınız karakterler sizi büyüttü mü, eğitti mi, hayatı mı öğretti; ne yaptılar size?
Ben 15-16 yaşlarında, yani çok küçük yaşlarda çalışmaya başladığım için yaşıtlarım gibi yaşayamadım o dönemi. Arkadaşlarım sinemaya giderken ben çalışıyordum. Şimdi oynadığım karakterler bazen 20 bazen 22 bazen 18 yaşında oluyor ve bana genç bir kızı hatırlatıyorlar. Dolayısıyla aslına bakarsanız büyütmedi beni bu roller, tersine küçülttü diyebilirim. Tabii arada Kurt Seyit ve Şura’da olduğu gibi daha büyük yaşta bir kadını canlandırdığım da oldu, onda da tabii karakterin ritmine, heyecanına uyuyorsun, bu da keyifli bir şey.

Her iş, her dönem insanı farklı etkiler. Erkenci Kuş ile birlikte hayatınızda farklı sayfalar açıldı mı? Set hayatına, iş arkadaşlığına, oyunculuğa, belki de hayata dair yeni farkındalıklar kazandınız mı mesela? Bu dönem nasıl bir dönem?
Bu dönem aslında, hani okuruz manşetlerde ‘altın çağı’ derler ya; öyle bir zamanda olduğumu hissediyorum işte. İnsanların ne gördüğünden ziyade, ben kendimi o şekilde görüyorum. Çok emek verdim beş yıl boyunca, dolu dolu çalıştım, merdiveni tırmanarak çıktım ve hızlı, güçlü bir geri dönüş aldım. Şu anda gerçekten kendimi altın çağımı yaşıyormuş gibi hissediyorum.

Sette ise çok güzel bir enerji var gerçekten; çok güzel bir dünya kuruldu. Sadece ben değil, bütün ekip bunu yaptı, seyirci de bunun karşılığını çok güzel geri dönüşlerle verdi. Ben de çok şey öğrendim. Heyecanımı durdurmayı öğrendim mesela. Çünkü o kadar elim ayağıma dolandı ki heyecandan. Her iş her dizi bir basamak olduğu için benim için, ‘ben oldum’ asla demedim, demeyeceğim de, ama yine de heyecanımı dizginleme durumunu yaşıyorum. Çünkü en sağlıklı geri dönüşleri bu işimde alıyorum. Bu yüzden Erkenci Kuş’un yeri benim için çok çok farklı.

Bir dizi bittiğinde, karakterle yollarınızı nasıl ayırıyorsunuz? Ayrılık aşaması ne kadar sancılı oluyor?
Aslında ben karakterden önce insanlara bağlanıyorum. Haliyle önce settekilerden ayrılmam büyük bir problem haline geliyor. No:309 çok uzun sürmüştü ve gerçekten çok üzülmüştüm oyunculardan ve set ekibinden ayrılırken. Önce insanlardan ayrılmak bana zor geliyor, sonra şunları bile yaşıyorum; Lale Senem’e göre böyle davranmazdı, Sanem böyle yapıyor ama Lale buna kızardı... Bu şekilde kafamda bir sürü düşünce oluyor. Önceki oynadığınız karakterden sıyrılmak için ara vermeye gerçekten ihtiyacınız oluyor. Kendinizi bile aynada zor gördüğünüz bir çalışma temposunda çalışıyorsunuz çünkü. Bittiğinde ise sadece kendinizle kalıyorsunuz. Aslında bu durum kendinizi biraz hatırlama süreci de oluyor. O da keyifli. Yeni ve heyecanlandığın bir iş geldiğinde ise diğerini bir kenara koyuyorsun ama o yine hep seninle beraber yürüyor...

Tüm yaşadığımız sorunlarda ya da mutluluklarda karşımıza hep çocukluk çıkıyor... Nasıl bir çocukluktu sizinki?
İzmit’in çok küçük bir kasabasında doğup büyüdüğüm için gerçekten özgür bir çocukluk geçirdim. Benim yaşadığım yerde trafik yoktu, bu tarz kötü haberleri görebildiğim zamanlar da değildi, çocuklara olan tacizin hayvanlara, kadınlara olan şiddetin olmadığı, temiz bir zamanda temiz bir bölgede büyüdüm. Ya da biz duymuyorduk. Bunun çok avantajını yaşıyorum. Top da oynadım Barbie bebekle de oynadım, istediğim saatte istediğim gibi dolaşabiliyordum, evime dönüş saatimi sekiz yaşımda bile olsam ben belirliyordum. Bu çok büyük bir özgürlük bence. Kasaba bile olsa tanımadığım tek bir hane yoktu, bu yüzden hata yapma riskim aslında fazlaydı ama geri dönüşü bende çok sağlıklıydı.

Böyle bir yerde büyüyünce İstanbul gibi bir şehir çok zorlamıyor mu insanı? Yoksa tersine iyi mi geliyor?
İlk zamanlarda tabii ki zorluyor. Ama şu avantajı var; tam bir erkek çocuğu gibi büyüdüğün için gece sokakta olmak korkutmuyor. En büyük avantajı hem kız çocuğu hem erkek çocuğu gibi büyümek. Her şeyi yapıyor olabilmek. İstanbul’a geldiğimde de beni tek şaşırtan, ürkmeme sebep olan şey trafikti, kaosuydu, kalabalık olmasıydı. Ama onun dışında cesaretim geçmişten geldiği için o benim için bir avantaj noktasıydı. O yüzden çok mutluyum.

27 Kas 2018 - 22:10 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Heran Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Heran Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Heran Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Heran Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Heran Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 392 45 85
Reklam bilgi


Anket Kartal'da Belediye Başkanı kim olmalı?