İstanbul’dan Vikinglerin Diyarına Yollardayız

Değerli HERAN HABER GEZİ Dostları, Neden gezilerimi yazıyorum? Gezilen, görülen yerleri, yaşanılan deneyimleri başkalarına anlatmak, çekilen fotoğrafları göstermek, bir miktar rehberlik yapma, paylaşma, keşiflerini kayda geçirme isteği, gibi birçok sebebi var.

+88
Haber albümü için resme tıklayın

İster kalabalık bir turla olsun, ister tek başıma seyahat nereye gidersem gideyim yaptıklarım, gördüklerim, hissettiklerim bir anda yaşanıyor ve sadece size kalıyor. Yaşananlar yazıya döküldüğünde ise zaman sınırı ortadan kalkıyor, seyahattiniz yol gösterici oluyor, geriye bir belge kalıyor. Belki bir gün biri çıkar da benim gittiğim yerleri görmek isterse yol gösterici, olsun, kısıtlı zamanı en iyi ve faydalı şekilde kullanmalarına katkım olur diye yazmaya devam edeceğim.

Sizlere bu yazımda tüm dünyayı etkisi altına alan Pandemi belasının henüz başlamadığı 2019 ağustos ayında yaptığım orta ve Kuzey Avrupa’yı kapsayan fantastik gezi güncemi paylaşacağım.

Gittiğiniz şehirleri, ülkeleri gezi güncesinde detaylı yazıp çok daha fazla fotoğraf ve video kullanamıyorsunuz. İlk olarak Bulgaristan’ın başkenti Sofya ile başladığım sadece bir şehri anlatan foto haber formatındaki gezi yazılarımı kaleme almaya devam edeceğim.. Böylece ilerde yayına alacağım www.herangezi.com  seyahat sitesine yükleyeceğim gezi yazılarım arşivlenmiş olarak kullanıcıların istifadesine sunmuş olacağım.

Heran Gezi Dostlarım İstanbul kalkışlı otobüsle 10 günde 7 ülke ve 10 kenti kapsayan 4200 km süren her bir gününde yeni bir ülke ve şehire, kültüre, tarihe, coğrafya ve iklime uyanmak, hayatınızda hiç görmediğiniz, bir daha da hiç göremeyeceğiniz kişilerle, canlılarla karşılaşmak, konuşmak  dokunmak çok farklı bir duygu. Dilerim tüm dostlarım gönüllerinde yatan yerleri en kısa zaman gidip görürler.

1.Gün

İlk mola Bulgaristan PAZARCIK ’ta

Akşam 21.30’da Pendik’ten hareket eden otobüs sabahın ilk ışıklarında 500 km mesafedeki Bulgaristan’ın Pazarcık ilinde bulunan Zeko adlı Türk Restoranında kahvaltı molası verdi. Bulgarların meşhur Kaşkaval peyniri eşliğinde yenilen kahvaltıdan sonra Bulgaristan’ın Sırbistan sınır kapısı olan Granida’ya doğru yola çıkıldı. Yoğunluk nedeniyle gümrüklerdeki uzun bekleyiş sonrasında Sırbistan’a giriş yaptık, Sırp otobanları çok vasat. Niş, Belgrad arası dağlık tünellerden geçiyorsunuz. Tek şeritli yollar bizim eski Ankara yolunu hatırlatıyor. Planlanandan daha geç, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’a vardık.

Fatih Sultan Mehmet’in Uğruna Gazi Olduğu BELGRAD

Akşam üzeri Belgrad’a ulaşan kafile Sırpların Kalemegdan dedikleri tarihi kale parkına gidilerek Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği büyüleyici manzarada güneş batımını seyrettik.

Belgrad Kalesinden Tuna ve Sava Nehirlerinin Birleştiği Doyumsuz Manzara

Belgrad’ın en turistik yeri olan Kalemegdan Osmanlıdaki ismiyle anılıyor. Sırpçaya geçmiş Osmanlıdan kelimeler günlük yaşamlarında sıkça kullanılıyor. Böreğin yerine Bürek, Türk kahvesi istediğinizde Kavva demeniz yeterli. Sırpçada kullanılan Türkçe isimlerden en ilgi çekeni Babo yani Baba.

Kalemegdan'daki Osmanlı Vali Konağı

294 yıl Türk hâkimiyetinde kalan Avrupa’nın giriş kapısı bu kadim şehirde Osmanlıdan günümüze az sayıda eser kalmış. Bu eserlerin nerdeyse tamamı şehrin en güzel mevkiinde bulunan tarihi Belgrad kalesindeki Sırpların verdiği adla Kalemegdan’da bulunuyor. 

Kalemegdan İstanbul Kapı ve Saat Kulesi

Türkiye Cumhuriyeti TİKA Başkanlığı vasıtasıyla restore edilmiş. Kalemegdan’da bulunan Türk eserlerinden Osmanlı Valilerinin kaldığı Paşa Konağı, Saat Kulesi, İstanbul Kapısı, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın yaptırdığı çeşme, Mora Fatihi Damat Ali Paşa’nın türbesi bulunuyor.

Kalemegdanı iyice gezdikten, harika manzaranın fotoğraflarını çektikten sonra, Belgrad’ın en önemli caddesi olan İstanbul’daki İstiklal Caddesi benzeri 18.YY ağırlıklı tarihi binaları olan Knez Mihaliova Caddesini boydan boya gezdim. Ünlü caddedeki gece aydınlatması zayıf ve sarı renkte, akşam gezerken kavisli bir ortama sahip oluyor buda bizim gibi kalabalık, gün ışığı aydınlatmalarına alışık olanlara pek keyif vermiyor. Knez Mihaliova Caddesinin sonunda bulunan Belgrad’ın trafiğe açık önemli caddelerinden biri olan Terazije Caddesinde yürüyüş yaptıktan sonra Kalemegdan’ın girişinde bulunan durakta bizi bekleyen otobüsümüze bindik. Yeni Rotamız 150 yıl Osmanlı kenti olan Avrupa’nın en güzel şehirlerinden nazlı Budin

 2.Gün

Tuna’nın Akmam Dediği Şehir BUDA ve PEŞTE

Gece yarısı Belgrat’tan Macaristan sınırına hareket eden otobüsümüz, sabahın ilk ışıklarıyla Macaristan’ın büyüleyici başkenti Budapeşte’ye vardı. Orta Avrupa’da Schengen Bölgesi Macaristan’la başlıyor. Buradan sonra Schengen’e üye 26 ülkede sınır kontrolleri yapılmadan tek bir devlete giriş yapıyormuşsunuz gibi serbest dolaşabiliyorsunuz.

Budin Kraliyet Sarayından Tuna Manzarası

Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1541 yılında fethedilen 150 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan başkentte ilk olarak Tuna nehrinin ikiye böldüğü iki şehirin Peşte kısmında bir kafede sabah kahvaltısını yaptık. Tuna’yı mücevher gibi süsleyen Zincirli Köprüden yürüyerek tarihi Buda şehrinin hâkim tepesinde bulunan kaleye çıktık. Kaledeki Macar Kraliyet Sarayı bahçesinde bulunan ünlü Tuğrul Kuşunun heykelinin bulunduğu mevkiden Tuna manzaralı Peşte manzarasını hayranlıkla seyrettik.

Balıkçılar Tabyası (Fisherman Bastion) - 1902

Budin’in fethinden kısa bir süre sonra camiye çevrilen Matthias Kilisesi ve hemen yanındaki Balıkçılar Tabyası mimari yapısıyla tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Beyaz mermerden masallardaki saraylara benzeyen yapıdan zarifliği dillere destan Macar Parlamento Binası fonu eşliğinde Tuna’nın muhteşem güzelliğini tarif etmeye kelimeler yetmez.

Tunayı İnci Kolye Gibi Süsleyen Macaristan  Parlemento Binası-1904

Budapeşte  Avrupa’da yaşamak isteyeceğim başta gelen kentlerden biri. AB ‘ye girdikten sonra dış yatırımcıların gözde ülkelerinden olan Macaristan, her alanda gelişmeye başlamış, bunu caddelerinde, sokaklarında rahatlıkla görebiliyorsunuz. Avrupa’da içinden nehir geçen tüm şehirler tarih, kültür ve doğa açısından bakımlı ve güzel. Budapeşte seyahat planlarınızda üst sıralarda yer almalı.

Zincir Köprüsü (Chain Bridge) - 1849

Buda kalesinden tekrar Zincir Köprüsünden geçerek Peşte ’de Tuna’nın kenarında bekleme istasyonunda bekleyen otobüsümüze binerek Slovakya’ya doğru yola çıktık.  Avrupa’da otoyollarda yolculuk yapmak için bizdeki OGS gibi depozito vererek aldığınız vinyette cihazlarını kullanmak zorunlu.

Bir Zamanlar Macaristan’a başkentlik Yapmış BRATİSLAVA

Ortaçağdan Günümüze Gelen Yapısıyla Old Town (Stare Mesto)

Öğleden sonra Slovakya’nın başkenti Bratislava’ya vardık. 1991 yılında Yugoslavya dağıldıktan sonra oluşan cumhuriyetlerden biriside Çekoslovakya idi. 1993 yılında Dünyada hiç çatışma olmadan ayrılan ülke Çekoslovakya tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Çekoslovakya barış içerisinde ayrılarak başkenti Prag olan Çekya diğeri başkenti Bratislava olan Slovakya olarak iki devlete ayrılmış oldu.

Slovakya’nın başkenti Bratislava’da ilk olarak konaklayacağımız Wien House Hotelindeki odalarımıza yerleşerek biraz dinlendikten sonra şehirde ilk olarak orta çağdan kalma Hydra Kalesi gittik.

Hydra Kalesi - 18.YY

Kanuni Sultan Süleyman Viyana kuşatması öncesi hazırlıklarını Viyana’ya 60 km mesafede olan eski ismi Pressburg olan bu şehirde tamamlamış. Sade mimarisi olan Hydra Kalesi Tuna manzaralı Bratislava şehrini kuşbakışı en iyi seyredebileceğiniz yer.

Michael's Geçidi - 13.YY

Kaleyi gezdikten sonra ortaçağdan günümüze kadar koruna bilmiş eski şehir merkezine gittik. Araç trafiğine kapalı olan tarihi bölgedeki sokaklarda gezerken heran karşınıza atlı şövalyeler çıkabilecekmiş hissine kapılıyorsunuz. Şehrin adeta ortaçağı yaşatan tarihi meydanlarında hemen hemen her köşe başında bulunan sokak müzisyenlerinin çaldığı melodiler eşliğinde akşam yemeğini iyi gidiyor. Yemek sonrasında tarihi bölgedeki sokakların keşfinden sonra konaklayacağımız otelimize döndük.

3.Gün

Peri Masalı PRAG

Otelde alınan kahvaltıdan sonra Çekya’ya hareket ettik. Çekya’ya girdikten sonra ilk dikkatimi çekenler yolların asfaltla değil beton kaplama olması ve yollardaki mola tesislerindeki wc’ler deki musluklardan sıcak suların akmasıydı. Balkanlarda ve Avrupa’da pek görmediğimiz için açıkçası şaşırtıcı oldu bizim için.

Karl Köprüsünden Parag - 1

Öğleden sonra başkent Prag’a girerek Çekya Cumhurbaşkanlığı Sarayının da bulunduğu kalede otobüsümüzden indik. Prag Avrupa’nın en çok turist alan şehirlerinin başında geliyor. Ünlü Aziz Vitus Katedralinin bulunduğu alan çok kalabalıktı. Katedralin bulunduğu avluya bitişik Çekya Cumhurbaşkanlığı sarayı bulunuyor. Prag dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden birisi konumunda olmasının en büyük etkeni orta çağdaki yapı dokusunun bozulmadan günümüze kadar gelebilmesidir. Özellikle Old Town dedikleri eski şehirdeki şato gibi kuleleri olan yapıların yok olmasını istemeyen Naziler bile bu şehri bombalamaya kıyamamışlar.

Prag - 2 de bulunan Ünlü Dans Eden Ev (Frend ve Ginger yada Sarhoş Ev) - 1996

Prag Kalesinden aşağıya doğru ilerleyerek Vltava Nehri üzerinde bulunan 1402 yılında yapımı tamamlanan 516 m. uzunluğundaki Prag’ın sembollerinden olan Karl Köprüsünden geçtik. Köprünün üstü o kadar kalabalık ki gelen gidenler adeta birbirine sürterek geçiyor. Köprünün bu kadar ilgi görmesinin başında köprünün her iki tarafında bulunan her biri sanat eseri olan 30 heykel ve sokak müzisyenlerinin performans gösterileri geliyor. Karl Köprüsünden tarihi Prag bölgesinin siluetini anlatmak çok zor.

Çeklerin Ünlü Makara Tatlısı Trdelnik

Prag’a boşuna masal şehri unvanı verilmemiş. Karl Köprüsünde eski şehir bölgesine geçerken karşınıza ortaçağda yapılmış devasa kule binalar çıkıyor. Çatıları Walt Disney’in animasyon filmlerindeki şato ve sarayları andırıyor. Edindiğim bilgiye göre Walt Disney animatörleri filmlerinde kullandıkları şatoları, masalsı kentlerin görüntüsünü Prag tan esinlenerek oluşturmuş.

Dar sokaklardan geçerek Prag’ın kalbinin attığı Dünya Kültür Mirası olan tarihi kent meydanı olan Old Town dayız. Meydanda bulunan kafeler, restoran ve barlar hınca hınç dolu, meydanda Prag gezisi için nostaljik faytonlar ve antika otomobiller turistlere güzel anılar yaşatmak için bekliyorlar.

Prag’ın marka şehir olmasındaki en önemli tarihi mirası 1410 tarihli Astronomik Saat Kulesidir. Mekanik saati hala dünyanın en eski çalışan saati konumunda. Bölge insanları bu saatin durması halinde ülkelerinin başına çok kötü olaylar geleceğine inandıklarından bu saatin durmaması için tüm imkânları seferberlik etmişler. Saat zaman zaman ve 2 Dünya savaşı yıllarında durmuş. Saati yapan ustanın gözlerine mil çekilerek başka bir tane daha yapılmasını istenmemiş. Sıra dışı olaylara şahit olan saat Pragtaki en çok rağbet gören sanat eseri olma özelliğini taşıyor.

Aziz Vitus Katedrali - 1344 & 1929

Her saat başı Astro Saatinin üzerindeki açılan pencereden Hz. İsa Peygamberin 12 havarisinin heykelcikleri sırayla çıkarak izleyenleri selamlıyor. Yaklaşık 1 dakika süren bu görsel şöleni kulenin etrafında toplanan binlerce turist kayda alıyor. Saatin alt ve üst taraflarında asılı olan 8 küçük heykel figürü var. Bir tanesi bizden biri yani mandolin çalan Osmanlı figürü, zevk ve sefayı temsil ediyormuş. Astro Saatin hakkında çok fazla yazılacaklar var lakin bunları Prag özel yazımda paylaşacağım.

Asronomik Saat ve Kulesi - 1410

Astro Saat’in saat başı tekrarlanan görsel şovunu izledikten sonra, meydanda bulunan bir kafede yolculuk için atıştırdıktan sonra masal şehir Prag’ tan ayrılıyoruz. Yeni Rotamız Almanya

 4.Gün

Esaret Duvarlarının Yıkıldığı Şehir BERLİN

Günün ilk ışıklarında Almanya’nın başkenti Berlin’deyiz. Eski Doğu Berlin bölgesindeki Rathausplatzta Berlin’e ilk adımımızı attık. Çapı 18 m olan ünlü Neptün Çeşmesinin etrafında biraz gezindikten sonra Berlin’in sembollerinden olan 368 m yüksekliğindeki TV kulesinin yanında bulunan bir kafede açık büfe kahvaltısı yaparak güne başlamış olduk.

Neptün Çeşmesi - 1891

Kahvaltı sonrası meydanda bulunan tarihi Meryemana Protestan Kilisesini gezdik. Kiliseye yakın mesafede bulunan Berlin’in en merkezi konumundaki Alexander Platz Meydanına geldik. Burası tarihi yapılarla çevrilmiş, içlerinde en ünlüsü Berliner Dom Katedrali, günümüzde Yunan Medeniyeti Müzesi olarak kullanılan eski parlamento binası ve Alman İmparatorların yazlık saray olarak kullandıkları bahçeli saray  Alexander Platz meydanının ilk göze çarpan tarihi yapıları.

Brandenburg Kapısı - 1791

Berliner Dom’un hemen yanından geçen Spree Nehri bölgeye güzellik katıyor. Turistik gezi teknelerinin kalkış noktası olan iskele katedralin bulunduğu nehrin karşı yakasında bulunuyor. Buradan kalkan tekne turlarına katılmanızı öneririm.

Spree Nehri Gezi Turları İskelesi 

Alexander Platz’dan ayrıldıktan sonra Berlin’ in hatta Almanya’ nın en ünlü, bilindik simge yapısı olan Brandenburg kapısına gittik. 18 Yüzyılda Alman İmparatorluğu döneminde yaptırılan üzerinde zafer tanrıçası Victoria’nın kullandığı 4 atın çektiği savaş arabası heykeli bulunan anıt kapı, Berlin ve Almanya’nın sembolü konumunda. Brandenburg Kapısına gelmişken toplu fotoğraf çekilmez mi? Anıt kapı Berlin’e gelenlerin en önemli ziyaret ve buluşma noktası konumunda. Brandenburg anıt kapıya yakın mesafede bulunan 2. Dünya savaşında katledilen Avrupalı Yahudilerin anısına yapılan Yahudi Anıt Mezarlığına gidip bilgi aldık. Burası bildiğimiz mezarlık formatında değil, boyutları farklı olan tabutları simgeleyen 2711 dikdörtgen mermer kaplamalı kolondan oluşan soykırım anıtıymış.

Berlinin Sembolü (Berliner Bär)

Kısa süre sonra başlayan şiddetli yaz yağmuru nedeniyle yakında bulunan Alman Parlamento binası ve tarihi yapıları ziyaret programımızı iptal ederek konaklayacağımız otele giderek dinlenmeye çekildik.

5.Gün

Otelde kahvaltımızı aldıktan sonra en yakın duraktan Berlin Metrosunu (U-Bahn) kullanarak Batı Berlin’in simgesi 2. Dünya savaşında hasar gören Kaiser 2. William’ın adına 1895 yılında yaptırılan Yıkık Kilise’yi görmeye gittik. 1943 yılındaki bombardımanda kulesi isabet alan kilise, ibret olsun diyerek onarılmadığı için adı Yıkık Kilise olarak kalmış.

Kaiser Wilhelm Anıt Kilisesi - 1895

Kiliseye yakın konumdaki bir Türk Lokantasında özlediğimiz lezzetlerden Türk Döneri yiyerek memleket hasreti giderdik. Berlin’de bisiklet kullanımı fazla, özel bisiklet yolları bisiklet kullanımını özendiriyor. Berlin trafiği yoğun, zaman zaman kendinizi İstanbul’da zannediyorsunuz. Trafik ne kadar sıkışık olsa da ambulanslara sürücüler yolun ortasını açarak geçit veriyor. Bu duruma birkaç kez şahit olduk. Keşke bizim ülkemizde de bu tür uygulama olsa.

Berlin'in Sembollerinden TV Kulesi - 1969 ve Zafer Sutunu - 1873

Gece geç saatlere kadar Berlin caddelerinde mağazaları gezdik, hediyelik eşyalar aldık. Seyahatlerimde kullanacağım sırt çantası, boyun çantası gibi ihtiyacım olan eşyaları Berlin Metrosunda bulunan satıcılardan temin ettim. Oldukça kaliteli ve kullanışlı Alman üretimi ürünlerdi. Alışverişten sonra bu günüde tamamlamış olduk. Tekrar metroyla otele dönerek istirahate çekildik.

Berlin düz ovaya kurulmuş bir şehir. Ana caddeleri oldukça geniş, trafik yoğunluğu fazla, tahminimden daha az yeşil, Berlin Alman ekolünün soğukluğunu hissettiriyor, gelmeden önceki beklentilerim farklıydı lakin herkesin değer yargıları, beklentileri farklı olabiliyor, buda bir gerçek.

 6.Gün

Almanya’yı Denizle Buluşturan HAMBURG

Oteldeki kahvaltıdan sonra Avrupa’nın en büyük 2.Limanı ve Almanya’nın Başkent Berlin’den sonraki en kalabalık 2. Kenti olan kanallarıyla ünlü Hamburg istikametine doğru yola çıktık. Yolumuzun üzerinde bulunan 1864 yılında Prusya zaferinin anısına 67 metre yüksekliğinde bulunan Berlin Zafer Sütununun yakınında mola vererek görkemli anıtı yakından görme imkânı elde ettik. Berlin’den Hamburg’a giderken coğrafya düz, tarım alanları oldukça fazla, bol miktarda rüzgâr panelleri var

Aussen Alster Gölü

3 saatlik yolculuğun ardından Hamburg'taydık. Yağmurlu bir Hamburg günü bizi bekliyordu. Otobüsümüzü Hamburg merkeze yakın Aussen Alster Gölü’nün yanına park ederek şehrin simge yapısı olan tarihi Belediye binası Rathaus’un bulunduğu meydanda gezi programı ile ilgili mini bir toplantı düzenledik.

Alster Kanalı Seyir Terasları 

Şehri yağmurlu bir günde gezmek için en iyi alternatif iki katlı şehir turu yapan turist otobüslerine binerek gezmek fikri kabul gördü. Kişi başı 10 EU vererek günlük şehir içi tur programına katıldık. Otobüste bulunan kulaklıklardan güzergâh boyunca şehir hakkında bilgi alıyorsunuz. Şehir turunda ilk durağımız kuruluş tarihi 11.yüzyılda olan Avrupa’nın en büyük ticari limanı Hamburg’un tarihi terminal binası oldu. Binanın içinde bulunan hediyelik eşya dükkânlarından her gittiğim şehirden magnet ve yöresel simgeler içeren ürünler alıyorum. Evimin en güzel köşesini onlara ayırdım. Terminal binasını gezdikten sonra limanda demirli bulunan müze gemi olarak kullanılan yeşil renkli 1896 yılında inşa edilen Rickmer Rickmers, adlı yelkenli gemiye yakından bakıp fotolarını çektik. Landungsbrücken bölgesinde tarihi müze gemilerin sayısı fazla. Çoğunda restoran, eğlence ve konaklama mevcut, çok fazla turist alan Hamburg ekonomisine katkı saylıyorlar.

Unesco Dünya Mirası Listesinde Bulunan Tuğla Depolar

2015 yılında Dünya Kültür Mirası listesine alınan kırmızı tuğlalardan örülmüş devasa depo binaları kanallar boyunca sıralanmış. Bu depoların fotolarını gördüğünüzde hemen aklınıza Hamburg gelir. Çünkü bu binalar su kanalları boyunca kanyonun yamaçları gibi sıralanarak Hamburg’un simgesi oldular. Hamburg sanayi ve denizci kenti olmasının yanında Almanya’nın en fazla rağbet gören turisttik şehirleri içerisinde yer alıyor.

Kanallar Boyunca Sıralanan Tarihi Apartmanlar

Tur otobüsü ile tekrar belediye binası meydanındaki durağa geri döndük. Rathaus dedikleri 1897 yılından beri Belediye binası olarak kullanılan muhteşem binanın önünde büyülenmiş gibi durup kalıyorsunuz. Kocaman bir biblo görünümünde, 7 mimarın ortak eseri olan bu yapıya bina denek haksızlık olur. Sanat eseri diyerek adlandırılması hakkaniyetli olur. Gördüklerim içeresinde en etkilendiğim tarihi binaların başında gelen ‘Hamburger Rathaus’ tarif edilmez, görmek gerekir dedikleri türden olan bu mimari şaheserin avlusuna ve ana giriş salonunu gezdikten sonra. Binanın yanında bulunan İnner Alster Gölünün seyir basamaklarında oturarak etrafta rahatlıkla dolaşan kuğuları izledik. Yaban kazlarına yiyecek verdik. Rathausmarkt  Meydanına yakın mesafede bulunan Hamburg’un önemli AVM’lerinden Europa Pasage’da giderek hem mağazaları gezdik, restoranlar bölümünde bir şeyler atıştırdık. Artık Almanya’nın 2. Büyük şehrinden ayrılma vakti gelmişti. Otobüsümüze dönerek yağmurlu bir Hamburg gününden güzel anılarla ayrılarak Vikinglerin ülkesi Danimarka’ya doğru yola çıktık.

Belediye Binası (Rathaus) - 1897 

Son olarak Hamburg hakkında izlenimlerimi paylaşmak istiyorum. Öncelikle deniz kenti olması şehri farklı kılıyor. Doğa ve yeşile önem verilmiş. Sıkıcı kasvetli bir havası yok, İklimi Baltık bölgesinde olduğu için genelde yağışlı, aklınıza Karadeniz Bölgemiz gelsin. Tarih, kültür ve turizmi sevenler için birçok gezilecek yer var. Bizim vaktimiz olmadı ama dünyanın en büyük demiryolu minyatür müzesi olan Miniatur Wunderland mutlaka görülmeli.

Küçük Deniz Kızının Şehri KOPENHAG

Yaklaşık 4 saatlik yolculuktan sonra Danimarka’nın başkenti Kopenhag girdik. Dünyanın en fazla refah seviyesi yüksek olan ülkelerinden biri olan Danimarka’daki yaşamı, şehirlerini merak etmişimdir. Şimdi onların Kobenhavn dedikleri başkent Kopenhag’ tayım. Hayat yaşamasını bilene sürprizlerle dolu.

Eski Liman (Nyhavn)

Kopenhag 10 yüzyılda küçük Viking balıkçı köyü olarak kurulmuş. 15. Yüzyıla gelince ülkenin başkenti olmuş. Her geçen yüzyıl büyümeye gelişmeye devam eden şehir günümüzde Kuzey Avrupa’nın önemli finans merkezlerinden biri konumunda.

Kente girer girmez her tarafınızdan geçen, park halinde bulunan yüzlerce hatta binlerce bisiklet ve bisikletli göreceksiniz. Kopenhag Dünyanın ilk bisiklet dostu kenti unvanına sahip. Özel bisiklet yolları sürücülerin kullandığı işaretler oldukça ilgimizi çekti. Hatta bir banka oturup önünüzden geçen onlarca farklı bisiklet modelini seyrederek vakit geçirebilirsiniz. İşe gitme vasıtası olarak, çocuk gezdirmek, yük taşımak, ailece gezmeye çıkmak için farklı çeşitlerdeki bisikletler her Kopenhaglının garajında bulunuyormuş. Bu arada sakın bizim yaptığımız hataya düşmeyin. Bisiklet yollarında yürürseniz sürücülerden bol bol küfür yersiniz, hatta bazıları özellikle size çarpıp trafik kazası gibi muameleye tabi tutup yüklü cezalar ödüyormuşsunuz aman dikkat!

Şehrin Sembolü Olan Bisiklet Parkları

Otobüsümüzü dünyanın ilk eğlence merkezlerinden olan 1843 yılından beri faaliyette olan Tivoli Bahçeleri Eğlence Parkı’nın yanına park ettikten sonra eski şehir merkezine doğru yürümeye başladık. Günümüzde parlamento binası olarak kullanılan Christiansborg Sarayı çevresini gezdik. Kopenhag'taki hediyelik eşya, mağaza gibi işletmelerde Bali, Tayland, Malezya gibi Asya ülkelerinde gelenler çoğunlukla çalışıyorlar.

Güzergâhımızın üzerinde seyyar kurulan antika pazarına rastladık. Birçok antika eşyanın, takının, plakların el değiştirdiği bizdeki deyimle bitpazarı kafilemizde bulunan belli yaş üzerindeki dostlarımızın oldukça keyif aldığı mekân oldu. Pazarda eski gramofondan çalan müzik dinleyenleri O günlere götürüyor.

Şimdi sırada Kopenhag’ın en önemli turistik semti ya da bölgesi olan şehre adını veren eski liman semti masalsı rengârenk evleriyle süslenmiş kanal turlarının başlangıç noktası olan Nyhavn var.

Tarihi Liman Nyhavn

Bu liman şehrin can damarı. Tarihi limanı turistler işgal etmiş durumda. Kanal şeklinde olan limanda turisttik tekne turları düzenleniyor. Katılmanızı tavsiye ederim. Limanın etrafında birçok kuzey mutfağının lezzetlerini tadabileceğiniz restoran ve kafeler bulunuyor. Ünlü Andersen masallarının yazarı Hans Chiristian Andersen burada bulunan kırmızı renkli evde yaşamış. Nyhavn daki binaların en eskisi 1681 tarihli, hala ilk günkü görüntüsünden bir şey kaybetmemiş. Nyhavn Kanalı şehrin sosyal kültürel yaşamının atardamarı konumunda, her köşesinde farklı sokak müzisyenleri ve grupları açık hava konseri veriyor. Bu bölgede hiç sıkılmadan tam gününüzü geçirebilirsiniz.

Küçük Deniz Kızı (the Little Mermaid) - 1913

Keyifli zaman geçirdiğimiz bölgeden ayrılarak, değil Kopenhag’ın Danimarka’nın sembolü olan Danimarkalı masal yazarı Hans Christian Andersen’in masal kahramanlarından Küçük Deniz Kızı (the Little Mermaid) heykelini görmeye gittik. Heykeli ilk gördüğümde biraz şaşırdım çünkü boyutu tahminimden daha küçük çıktı.

Küçük Deniz Kızı 1913 yılında heykeltıraş Edvard Eriksen tarafından yapılarak kaya parçalarının üzerine yerleştirilmiş. Görsel olarak sıra dışı olmayan bronzdan bir heykelin bu kadar ilgi görmesi ancak mükemmel bir pazarlama teknikleriyle başarılabilir. Heykelin bulunduğu parkta her milletten yüzlerce turist vardı. Karadan ve denizden tekneyle gelen turistler heykelle fotoğraf çekilebilmek için resmen mücadele veriyorlar, en iyi görüntü alınan yerler için, bu hengâmede çekebildiğim en güzel pozları çekmeye çalışsam da tam istediğim sonuçları alamadım. Ülkemizde birçok tarihi simge ve eserler var, bu küçük heykelcik kadar Dünyaca bilinmiyor ne yazık ki. Bu üzüntüyle Küçük Deniz Kızına veda edip diğer bir Viking ülkesi İsveç’e doğru hareket ediyoruz.

Vikinglerin Şehri MALMÖ

Danimarka’nın başkenti Kopenhag ve İsveç’in Malmö kentleri birbirine bağlayan 12 Km uzunluğuyla mühendislik harikası 4 km’si batırma tünel, 8 km’ si asma köprü olan Öresund Boğazından geçerek iki ülke arasında seyahat ediyorsunuz Öresund Boğazını geçme fikri 18.YY ortaya çıksa da proje 2000 yılında hayata geçirilmiş. Dünya’nın en önemli mühendislik projelerinden olan köprüden hem karayolu hem demir yolu ulaşımı sağlanıyor.  

Danimarka ve İsveç'i Birleştiren Öresund Köprüsü ve Deniz Altı Tüneli - 2000

Kopenhag’a Öresund Köprüsü ve Tüneli vasıtasıyla 10 dakika süren yolculuğun sonucunda İsveç’in Malmö kentine giriş yaptık. Köprü gişelerinden çıktıktan hemen sonra İsveç pasaport polisinin kontrol noktasında durdurulduk. 2 polis memuru otobüse girerek tek tek pasaportları ve vizeleri kontrol etti. Seyahat amacımızı sordu, kontrollerini tamamladıktan sonra güleryüzle ülkemize hoş geldiniz diyerek yolumuza devam edebileceğimizi belirttiler. Malmö’de ilk olarak konaklayacağımız First Jörgen Kock Hoteli bularak eşyalarımızı odalarımıza yerleştirdik.

Malmö Festivalen

Dinlenme sonrasında hava kararmadan önce etrafı gezmeye çıktığımızda meydanlarda kurulu irili ufaklı sahneler gördük. Her birinde farklı müzik ve gruplar sahne alıyordu. Meğerse Malmö’de her yıl ağustos ayında yapılan Rock Festivaline denk gelmişiz, bizim içi hoş bir sürpriz oldu.

Şehrin farklı meydanlarına kurulan sahnelerdeki performansları izledik, bazen müziğin ritmine uyup dans ettik, unutamayacağım müzik dolu keyifli anlar yaşadık. Festival boyunca bu etkinliklere, konserlere katılım ücretsiz. Her yaş gurubuna uygun müzik çeşidi vardı. Geniş bir alanda kurulan festivalde gelenlerin eğlenmesi için lunapark, oyun alanlarının yanı sıra Dünya’nı gözde sokak lezzetlerini satan birçok büfe kurulmuş. Şehrin ana meydanı olan Stortorget’te kurulan dev sahnedeki rock müzik grubunun performansı çok etkileyici idi. Konserlerden bazen canlı yayınlar yaparak takipçilerime çok uzaklardan bu müzik şölenini paylaştım. Hayli yoğun daha doğrusu 3 ülkeyi kapsayan yorucu ama bir o kadarda keyifli bir günün ardından otele dönüş yaptım.

Geceleri Işıldayan Malmö 

7.Gün

Sabah kalktığımızda bizi bir sürpriz bekliyordu, dünyanın en refahı yüksek ülkeleri içerisinde bulunan İsveç'te hotelin yan sokağında park halinde bulunan otobüsümüzün gece davetsiz misafirleri olmuş. Kapıyı patlatan hırsızlar çalacak bir şey bulamayınca kaptanın özel birkaç eşyasını aldıktan sonra sırra kadem basmışlar. İsveç Polisini arayıp tutanak tutmak için çağır sakta, maalesef ilgilenmediler. Yaşadığımız can sıkıcı olay İsveç gibi ülkelerde suç oranlarının nasıl düşük çıktığı hakkında bizleri fikir sahibi etti.

Gamla Staden Bölgesinde Kanal Turları 

Kahvaltının ardından Mölmö hatırası ürünleri bulmak için merkez tren istasyonunun olduğu bölgeye gittim. Gitmişken İskandinav ülkelerinde gelişmiş olan demir yolları ve hızlı tren ağlarının önemli noktalarından biri olan Malmö Central Station terminal binasını da gezip inceledim. Malmö'yü gezdim demek için liman bölgesini, 15.YY dan kalan binaların bulunduğu Lilla Torg (Küçük Meydan) gezip görmek gerekiyor. Buralardan görüntü aldıktan sonra otele dönerek çıkış hazırlıklarını tamamladık.

Buruk Bina (Turning Torso) - 2005

Otobüsle Dünyanın ilk burgu mimarili binası olan ünlü  ‘Torso Tower’ ın yanına gidilerek hatıra fotoğrafları çekildik.

İskandinavya’nın en eski kalesi olan etrafı su kanalıyla çevrili, kırmızı tuğladan yapılmış küçük bir kale olan günümüzde doğa müzesi olarak kullanılan Malmö Kalesini ziyaret ettik. Kaleye yaklaşık 1 saat zaman ayırdıktan sonra Mölmö’ye 64 km mesafedeki liman kenti Helsinborg’a doğru hareket ettik.

Ortaçağdan Kalan Kalesiyle Ünlü HELSİNBORG

Oldukça yağışlı bir havada Helsinborg şehrine girdiğimizde ilk olarak şehrin 700 yıllık kalesi Karnan’ı gezdik. Kaleden şehrin kuş bakışı manzarasında yağmur eşliğinde bol bol hatıra fotoğrafları çektim. Artık kuzey kutbuna daha yakın konumda olan İskandinav bölgelerinde yazın tam ortasında olsanız bile genelde yağışlı ve soğuk bu iklime alışık olmayanlar benim gibi ağustos ayında bile farenjit olabiliyor.

İsveç Kuzey kutbuna yakın olduğu için hava yazın 22.00 de kış aylarında 14.30’da kararıyormuş. Kışın soğuk ve karanlık geçen günler nedeniyle İskandinav ülkelerinde en fazla görülen sağlık sorunlarının başında depresyon geliyormuş.

Karnan Kalesi Merdivenli Kapı ve  Hz. Davut ve Kesik Baş Golyat Heykeli

Kaleden merdivenle sahile doğru inebiliyorsunuz. Golyat’ın kesik başıyla poz vermiş yeşil renkli Hz.Davut Heykeli hiç estetik değildi. Lakin manzaraya tezat oluşturan şehrin ana meydanında bulunan etkileyici adeta sanat eseri olan tamamen kırmızı tuğlalarla yapılan tarihi belediye binası bir biblo gibi tüm güzelliği ile kendine hayran bırakıyor.

Helsinborg Belediye Binası (Radhuset) - 1897

Helsinborg Limanına inerek görüntüler aldım. Aralıklarla yağan yağmurda çok ıslandığım için ağustos ayında ısıtıcıları çalışan limanın girişindeki kafeye girerek kıyafetlerimi kurutmaya çalışsam da bana geçmiş olsun, şifayı kapmış olduk.

Helsinborg Eski Liman Terminali 

Pazar günü İsveç’in genelinde her yer kapalı, bir şeyler atıştırmak için nereleri açık diye araştırdıktan sonra Helsinborg şehir merkezine 7 km mesafedeki alışveriş merkezlerinin bir arada bulunduğu Vala Centrum'u bularak  ihtiyaç ve alışveriş molası verdik. Bu bölgede ünlü İsveç markası İKEA, Stra COOP gibi 10 ‘a yakın büyük mağaza ve market var. Vala Centrum’daki nöbetçi marketten ihtiyaçlarımızı aldıktan sonra yaklaşık 600 km mesafede olan İsveç’in başkenti Stockholm’e doğru yolculuğumuz başladı.

8.Gün

Adacıklar Şehri Başkent STOCHOLM

İskandinavya gezimizin son noktası olan başkent Stockholm’e günün ilk ışıklarıyla vardık. Şehir merkezine 10 km mesafede olan Bromma ilçesinde bulunan Bostad Long Stay Hotele girişimizi gerçekleştirdik.

Stocholm birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi raylı sisteler ağıyla örülmüş. Hotelimizin yakınında bulunan hızlı tramvay durağından trene binerek Stockholm’ün tarihi şehir bölgesi Gamla Stan’a hareket ettik.

Eski Şehir Bölgesi (Gamla Stan) 

Yaşam standardının Dünya üzerinde en yüksek olduğu şehirlerden biri olan Stockholm, 14 adacık ve anakaradan oluşuyor. Kanalları nedeniyle Venedik, kültürel hayatı ve görselliği nedeniyle Paris’in kuzeydeki hali olarak betimlendiriliyor. İskandinav kültürünün, sanatının ve ekonomik merkezi olan şehir;  Yeşil doğası  ve adacıkların iç içe geçtiği konumuyla, tarihi yapılarıyla güzel bir manzaraya da sahip.

Eski Şehir Bölgesi (Gamla Stan) 

İlk olarak krallıkla yönetilen İsveç’te Kraliyet Sarayının (Kungliga Slottet)  avlusunda düzenlenen muhafız bölüğü nöbet değişim törenine denk geldik. Burası günümüzde hala aktif olarak kullanılan en büyük kraliyet saraylarından biri. İsveç monarşinin sembolik ve temsili olduğu üniter bir parlamenter demokrasiye sahip. Kunglinga Slottet ana kraliyet sarayı ancak kraliyet ailesi çoğunlukla, Stockholm’ün dışında bulunan ilk olarak 16.YY da yapılmış Drottningholm Sarayında yaşıyormuş

İsveç Kraliyet Sarayı (Kunglinga Slottet) 

Gamla Stan’ın caddelerinde yürürken geçmişleri ortaçağa kadar uzanan birer sanat eseri olan binaları hayranlıkla seyrederek ilerliyorsunuz.

Nobel Müzesi ve ejderha heykeli ile ünlü Storkyrkan Kilisesi’nin de bulunduğu Stortorget Meydanındayız. Burası şehre gelenlerin mutlaka uğradıkları bir alanmış, etrafında bolca bulunan hediyelik eşya dükkânları, kafelerle çevrili bende her yerden aldığım hatıra ürünleri buradaki dükkânlardan temin ettim.

Terrass Parkından Belediye Binası- 1923

Nobel Ödül töreninin yapıldığı Stockholm’ün sembolü olan tarihi Belediye binasının en güzel seyredildiği Riddarholmen bölgesindeki kıyıda bulunan Terrass Parkında bol bol fotoğraf çekildik. Parkta bulunan sade ama son derece zevkli peyzaj çalışmaları ilginizi çekiyor.

Şehrin Alışveriş Merkezi Norrmalm

Şehrin tarihi alanı Gamla Stan’dan yürüyerek, Norrmalm Bölgesinde bulunan şehrin kalbi konumunda olan modern Stockholm’ün ana meydanı Sergels Torg Meydanına geldik. Alışveriş merkezi konumunda olan meydanda birçok dünya markasının mağazası var. Stockholm’de gün içerisinde anlık hava değişimlerini yaşayabiliyorsunuz. Yanınızda daima yağmurluk bulundurmanız gerek yoksa sırılsıklam ıslanmamak elde bile değil.

Akşam yemeğimizi için Stockholm’ü adeta istila etmiş Konya Kulu’lu bir ailenin işlettiği Türk restoranını seçtik. Konya’nın Kulu ilçesine küçük İsveç dediklerini duymuşsunuzdur, Kula’dan birçok aile İsveç’te özellikle Stockholm de yaşıyor.

Bromma’da bulunan otelimize geri dönmek için sanat eseri formatında dekorla süslenmiş olan Dünyaca ünlü Stockholm Metrosuna gittik. Bir yeraltı hissi ancak bu kadar güzel yok edilebilir. Uzayda bir gezegendeymişsiniz hissine kapılıyorsunuz, mavi, yeşil, pembe gibi canlı renklerle masalsı bir çalışma olmuş. Keşke bizdeki metrolarda böyle dekorlar yapılarak betonun soğukluğu sıcaklığa dönüştürülebilse.

Gamla Stan Bölgesi

Günü otelimizdeki lobide kendi aramızda eğlenerek tamamladık. İsveç’te çalışma saatleri esnek ve mesai zorunluluğu yok. O nedenle normal mesai bitince otelde hiçbir personel kalmıyormuş. Yani hotel tamamıyla size ait dış kapıdan oda kartınızı okutarak otele giriyorsunuz, yemek mi istiyorsunuz  geçin mutfağa pişirin, haşlayın, çiğ çiğ yiyin size kalmış resepsiyon dâhil boş. İlk defa karşılaştığımız bir durum olduğu için şaşırsak ta sonrasında olayı lehimize çevirmesini bildik. Türk’ün kıvrak zekâsı devreye girerek lobiyi gösteri alanı yaptık, halay çektik, horon teptik, bol bol eğlenerek günün yorgunluğunu attık. Hotelin odalarında tül görmeyince merak etmiştim, meğerse İsveçliler tülün ne işe yaradığını bilmediklerinden pencerelerine tül taktırmıyorlarmış. Pencerelerde sadece perde var.

9.Gün

Otele dönüş yapan personelin hazırladığı kahvaltıyla güne başladıktan sonra bugün programımızda otobüsle İsveç Kraliyet mensuplarının resmi ikametgâhı olarak kullandıkları Drottningholm Sarayı ve ödüllü ünlü Stockholm Doğa Tarihi Müzesi ziyaretleri var.

Drottningholm Sarayı - 1699

İlk durağımız Drottningholm Sarayı ve bahçeleri oldu. Saray İsveç Kraliyet mensuplarının ikametgâhı olduğu için ziyarete kapalı, bahçelerini ücrete tabi olmadan gezebiliyorsunuz. Sarayın dış duvarlarında açık sarı renk tercih edilmiş.

Drottningholm Sarayı Bahçeleri

Bahçedeki süs havuzları ve peyzaj çalışmaları zevkli tasarlanmış, bahçede bulunan gölette İsveç ördekleri yaşam alanı oluşturmuş. Yüzlerce ördek ziyaretçilerle beraber yaşamaya alışmış, ürkmüyorlar rahatlıkla yanınıza gelebiliyorlar, sizde bu manzarayı lehinize çevirip bol bol fotoğraflıyorsunuz.

İsveç Doğa Tarihi Müzesi (Naturhistoriska Riskmuseet)

İsveç’e gelmeden önce Stockholm’de bulunan doğa tarihi müzesini mutlaka görmelisiniz diye tavsiyeler okumuştum. 1819 yılında kapılarını açan müze her yaşa hitap eden bir okul gibi eğitim içeren fonksiyonlar içeriyor. İnsanoğlunun ana rahmine düşüşünden başlayan serüvenlerini, bilimi, astrolojiyi, hayvanları, ilk çağları, madenleri, sualtı ve yeryüzündeki yaşamı inceleyen onlarca salonda görsel ve işitsel anlatımlarıyla çok başarılı bilgilendirmeler yapılıyor.

İsveç Doğa Tarihi Müzesi (Naturhistoriska Riskmuseet) - 1819

Müzedeki sinema salonlarında ücretsiz belgeseller devamlı gösterimde, Müzede en çok etkilendiğim ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte gezip onlara şimdiden doğa ve hayvan sevgisini aşılamaları oldu.

Müzenin hakkını verebilmeniz için tam gününüzü buraya ayırmanız gerekir.

Müzeden ayrıldıktan sonra yolumuzun üzerinde bulunan Stockholm Tele2 Arena çok amaçlı stadyumun yanında durup fotoğrafladıktan sonra otelimize dönüş yaptık. Stockholm’de trafik yoğunluğu İstanbul’daki gibi olmasa da bir hayli fazla. Şehirde ulaşım onlarca viyadüklerle sağlanıyor.

10.Gün

Eve Dönüş Vakti

Bu gün İsveç’te son güne uyanışımızı gerçekleştirdik. Uzun boylu Vikinglerin torunlarının ülkesinden ayrılma vakti gelmişti. Kahvaltıdan sonra hotelden ayrılarak İsveç’in en büyük havalimanı Arlanda Airport’a vardık. Bizi İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına götürecek uçağı beklemeye başladık. Bu beklemeyi fırsat bilerek havalimanı terminalindeki free shoplarını gezdim, beğendiğim ürünleri satın aldım.

Arlanda Uluslararası Havalimanı 

Stockholm Arlanda Havalimanından yaklaşık 3 saat 10 dakikalık uçuşla İstanbul Sabiha Gökşen Havalimanına teker koyduk.

Hoş Sadalar Bırakan Gezi Oldu

Toplam 7 ülke ve 10 kenti kapsayan 10 günde 4200 Km karayolu mesafesiyle BULGARİSTAN - SIRBİSTAN-Belgrad, MACARİSTAN-Budapeşte, SLOVAKYA-Bratislava, ÇEKYA-Prag, ALMANYA-Berlin, Hamburg, DANİMARKA-Kopenhag, İSVEÇ'in -Malmö, Helsinbörg ve Stockholm şehirlerini kapsayan Orta Avrupa ve İskandinavya kültür gezisi şimdiden unutulmaz rotalarım arasında yerini aldı. Umarım okurken sizlerde keyif almışsınızdır. Belki bir gün başka rotalarda sizlerle birlikte de yol alırız, bellimi olur .Çünkü: Hayatta HERAN Herşey olabilir. Yeni gezi yazılarında buluşmak üzere HERAN Sağlıcakla, Dostça kalın.

HERAN HABER GEZİ

Metin & Foto: Mükremin Özkaya (Copy Right) 

# Danimarka, heran haber gezi, Mükremin özkaya, Bulgaristan, SIRBİSTAN-Belgrad, MACARİSTAN-Budapeşte, SLOVAKYA-Bratislava, ÇEKYA-Prag, DANİMARKA-Kopenhag, İSVEÇ-Malmö, Helsinbörg ve Stockholm, ALMANYA-Berlin ve Hamburg, Stockholm Arlanda Havaalanı, İstanbul Sabiha Gökşen Havaalanı, Arlanda Airport, Stockholm Tele2 Arena, İsveç Doğa Tarihi Müzesi (Naturhistoriska Riskmuseet), Drottningholm Sarayı, Bromma, Stockholm Metrosu, Konya Kulu, Gamla Stan, Riddarholmen bölgesi, Terrass Parkı, Norrmalm Bölgesi, Sergels Torg Meydanı, Storkyrkan Kilisesi, Kungliga Slottet, Bostad Long Stay Hotel, Stra COOP, İKEA, Vala Centrum, Helsinborg, Karnan kalesi, Lilla Torg, Torso Tower, Malmö Central Station, Stortorget, Malmö Festivalen, First Otel Jörgen Kock, Malmö Rock Festivali, Öresund Köprüsü, Öresund Boğazı, viking, Edvard Eriksen, Küçük Deniz Kızı, Hans Christian Andersen, Nyhavn Kanalı, Küçük Deniz Kızı (the Little Mermaid), Tivoli Bahçeleri, Christiansborg Sarayı, Bali, Tayland, Malezya, Rathausmarkt  Meydanı, hamburg depo binaları, Landungsbrücken, Rickmer Rickmers, Aussen Alster Gölü, hamburger Rathaus, hamburg belediye binası, Prusya, Berlin Zafer Sütunu, Berlin Metrosunu (U-Bahn), Kaiser 2. William, Yıkık Kilise, Alexander Platz, Brandenburg kapısı, zafer tanrıçası Victoria, Berliner Dom, Spree Nehri, Berli Meryemana Protestan Kilisesi, Rathausplatzt, berlin Neptün Çeşmesi, Berlin TV kulesi, Prag Astro Saat, Prag Astronomik Saat Kulesi, Prag Karl Köprüsü, Walt Disney, Vltava Nehri, Aziz Vitus Katedrali, Bratislava Hydra Kalesi, Bratislava Wien House, viyana, Pressburg, Çekoslovakya, budin, zincir köprüsü, peşte, osmanlı, , buda, macar parlemonta binası, AB, Matthias Kilisesi, Tuğrul kuşu, tuna, Schengen, Knez Mihaliova Caddesi, Kalemegdan, Terazije Caddesi, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, Mora Fatihi Damat Ali Paşa, sırp, Türkiye Cumhuriyeti TİKA, Kavva, Bürek, avrupa, kuzey avrupa, orta avrupa, niş, bulgaristan pazarcık, Kaşkaval peyniri, türk, heran gezi, istanbul, belgrad, heran, turizm, travel, avrupada seyahat, otobüsle gezi, traveller, gezi, avrupa yollarında, hrran gezi, seyahat, gezilecek yerler, (Fisherman Bastion), (Chain Bridge) 

05 Eyl 2021 - 17:18 - Turizm

Muhabir Mükremin Özkaya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Heran Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Heran Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Heran Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Heran Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Heran Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 392 45 85
Reklam bilgi